Bilgi paylaştıkça çoğalır

“Gördüm sevenleri…
Başlarına gelecekleri görmeyeceklerini gördüm…”

Ümmü Gülsüm… 30 Aralık 1898 veya 4 Mayıs 1904’te,  Tamay ez-Zahayra-Dekahliye’de dünyaya geldi. Mısır Bülbülü, Doğunun Yıldızı, Mısır’ın Dördüncü Piramidi… Aslında bu araştırmayı yaparken ben de O’nun hakkında doğru düzgün bir fikre sahip değildim. Ece Temelkuran’ın Düğümlere Üfleyen Kadınlar’ından duymuşluğumla başladım bu yazıyı yazmaya. Maryam’ın ağzından şöyle yazmıştı Ece Temelkuran: “Mısırlı İslamcı bir imam vardı… Mısır’ın İsrail’e Altı Gün Savaşı’nda Ümmü Gülsüm yüzünden yenildiğini söylüyordu. ‘Onun şarkıları bütün erkeklerimizi sarhoş edip yumuşatmışken nasıl savaş kazanılır!’ diye bir konuşması vardı. Sanki Ümmü Gülsüm’ün o kalın sesi herhangi birini yumuşatabilirmiş gibi!” Tam da bu noktada, değinmek istediğim bir şey var: Ümmü Gülsüm, toplum baskısından dolayı erkek kıyafetiyle ilahiler okuyarak sesini duyurmaya başladı. Babası onu destekliyordu. Öyle ki, Ümmü Gülsüm’ü Şeyh Ebu’l Ala’nın yanına eğitime bile gönderdi. Kısa sürede Mısır’da ünlendikten sonra insanlar onun sesini “cinsiyetsiz” olarak nitelendirmeye başladılar. Cinsiyetsiz… Bilmiyorum, belki de yalnızca bana bu kadar ilginç gelmiştir bu tanımlama. Toplum normlarının içerisinde çürümeye bırakılmış “cinsiyet” kavramı: Ataerkillik.

Mısır Kralı Faruk döneminde, saray çevresiyle epeyce iyi ilişkileri olan Ümmü Gülsüm, köylü geçmişini de asla ötelemedi. Bundan utanmadı. Öyle bir şana ulaşmıştı ki, şarkı söyleyeceği saatlerde Arap ülkelerinin liderleri konuşma yapmaz, sokaklar boşalır ve insanlar radyoların başında O’nu dinlerdi. Yalnızca bununla yetinmedi. Sinema dalında da kendini gösterdi Ümmü Gülsüm. Ortadoğu’da ve Türkiye’de olmak üzere altı filmde rol aldı.

Krallık rejiminin yıkılmasının ardından Cemal Abdül Nasır’ın başa gelmesiyle bir süreliğine şarkıları yasaklandı. Fakat rivayete göre olay şöyle gerçekleşti:

Eski krallık rejimine dair ne varsa yasaklayan Mısır Hükümeti, Ümmü Gülsüm’ün şarkı söylemesine de engel oldu. Bu durumu büyük bir üzüntüyle karşılayan Ümmü Gülsüm, bu üzüntüsünü gazeteci bir dostuyla paylaştı. Bahsi geçen gazeteci Cemal Abdül Nasır’la görüşmesi esnasında “Efendim, Ümmü Gülsüm’ün radyo konserlerini neden yasakladınız acaba?” diye sordu. Bunu duyduğunda şaşıran Nasır, hemen Radyo Müdürü ile görüşerek “Biz radyoda Ümmü Gülsüm çalınmasını yasakladık mı?” diye sordu. Müdür “Evet efendim, eski rejimle ilgili tüm sembollere yasak getirdik.” deyince Abdül Nasır şu cevabı verdi: “Pekala piramitleri yasakladınız mı? Ya şu akan Nil’i? Onlar da eski rejimin sembolleriydi. Derhal Ümmü Gülsüm konserleri yayınlanmaya başlansın!”

Anlaşılan o ki, rivayet doğruluk payı taşıyor; çünkü Ümmü Gülsüm Arap-İsrail savaşlarından büyük yaralar alan memleketi için Ortadoğu’da konserler verdi. Üstelik yalnızca Ortadoğu’da değil, Fransa’da verdiği konser de, müthiş bir ilgiyle karşılandı. Şarkılara verdiği nağmelerle bir konserinin dört saat kadar sürdüğü bilinir.

3 Şubat 1975… Ümmü Gülsüm, öyle bir kadındı ki, öldüğünde cenazesine dört buçuk milyon kişi katıldı. Bu sayı, Mısır Devlet Başkanı Nasır’ın cenazesine katılan insan sayısından çok daha fazlaydı. O’nun için birçok insanın güzel sözler sarf etmiş olması, benim etmeyeceğim anlamına gelmiyor tabii. Bir dörtlük de ben yazmak istedim.

Viran eyler beni mey
Dem vaktidir kelamsız
Efkar ile peyderpey
Çaldın ruhu zamansız

 

 

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın