Bilgi paylaştıkça çoğalır

Mixer Arts’da şu sıralar görme fırsatı bulduğum, üretilen imaj ve fotograflara baktıkça/üzerine düşündükçe sizi kendi içine çekecek, karma bir sergi olan ‘’yok – yer  non – place’’ devam etmekte.
Önce tanıtım bülteninde yer alan yazıyı birebir olarak paylaşıyorum;
‘’Mehmet Kahraman’ın küratörlüğünü üstlendiği karma sergi, her yerde oluşları, birbirlerine benzemeleri ve bağlamlarından kopuk olmalarıyla dikkat çeken havaalanları, eğlence ve alışveriş merkezleri gibi çağımızın ‘yok-yer’lerini konu alıyor. Çağdaş dünyanın hareketli öznesinin mekanları deneyimleme şeklini etkileyen yok-yerler, insanların bir araya gelerek sosyalleşmelerine olanak sağlarken aynı zamanda yalnızlık duygusu yaratmalarıyla bireylere varoluşsal bir çelişki alanı sunarlar.
Aslı Narin’in fotografik soyutlamaları bu geçiş alanlarını tanımlamaya çalışırken Egemen Tuncer’in ürettiği imajlar mekanların dönüşüm sonrası aldıkları yeni formlara odaklanmamızı sağlıyor. Hasan Deniz’in fotoğrafları ise değişen veya yok olan yerlerin belleğine dair bir günlük olarak karşımıza çıkıyor.’’

Şimdi gelelim sergiyle ilgili gözlemlerimize;
Bir sergideki işlerin teknik detaylarından ziyade, ilk önce hisettiğimiz duygu yani bizi ilk vuran şey, eserlerin mekanla olan ilişkisidir. Küratör/Sanatçı isteği doğrultusunda mekan/eser ilişkisi zıt olarak da kurulabilir fakat genellikle yapılan işi güçlendirecek ya da sadece olduğu gibi yansıtacak şekilde düzenlemeler yapılabilir.
‘’ yok – yer ‘’ kesinlikle bu minimal içerisinde çalışılmış bir sergi.Kapıdan girip fotoğraflara baktığınız an da size gerçekleri yansıtan güçlü bir his yaşatıyor. Çünkü Mixer Arts’da yanlış hatırlamıyorsam bir yok-yer’den dönüştürülüp bugüne geldi.
Günümüzde sergilerin çok hızlı şekilde (5-8 dakika gibi) gezildiğini düşünürsek, bazı kişiler iki satır yukarıda bahsettiğim şeyin farkında olamayabilir. Hepimize dayatılan tüketim olgusuna ithafen değil ama o şekilde düşünürsek de gayet ironik bir cümle olduğunu kaçırmayalım.
Naçizane tavsiyem, sergileri lütfen; Yapılan işleri sindirerek incelemek, kendinize zaman tanıyarak, sorgulayarak  gezmeniz doğrultusunda.

Hasan Deniz ve Egemen Tuncer’in çalışmalarını ilk kez yakından görme fırsatı buldum. Herhangi bir piyasa kaygısı güdülmeden, kendi içindeki anlamı size direkt ileten işler olduğunu açıkca söyleyebilirim.
Egemen Tuncer’in fotograf medyumunu kullanarak yaratmış olduğu imajlar biraz önce aktardığım piyasa kaygısı olmayan, fotografı kendi kendine sorgulatan ve çözümlemeleri yine kendinde cevaplandıran zekice tasarlanmış bir çalışma.

egement egementuncer

Hasan Deniz’in aşağıdaki iki fotografı çok dikkatimi çekti; ilk karede zaman kavramı üzerine kafa yorarken, yani aslında nefesinizi tutup suyun içine daldığınız ve hiçbir şey yapmadan kendinizi zamana bıraktığınız o his.. Kavramın sizi içine aldığında, anlamını etkisizleştirdiği/yitirdiği duygu.
İkinci karede mekansızlığın, aynı zamanda tek düzeliğin (günümüzde artık nereye gidersek karşılaştığımız yapıların) getirmiş olduğu aidiyetsizlik duygusunu da ön plana çıkarıyor.

hasand hasan deniz

Aslı Narin’e gelecek olursak; Herhalde uzun yıllardır arkadaşım olmasaydı da işlerini ancak bu kadar çok severek takip ederdim. Hani fotoğrafları ilk gördüğünüz anda size hissettirdikleri duygulardan çözümlersiniz diyoruz ya, Aslı’nın fotoğraflarıda bu düzlemde ilerliyor izleyici karşısında. Anlatmak/aktarmak istediğimiz anların aslında farklı noktalardan çıkarak nasıl bir bütüne doğru yöneldiklerini ve sonunda mutlaka kendinize vardığınız bir yolculuk deneyimlediğinizi fark etmenize neden oluyor. Yok-yer’de anlamsızca kaybolduğumuz ama sonunda bir şekilde bu mekanlardan sıyrılıp yine kendimizi anlamlandırarak bulduğumuz noktayı çok iyi gözlemlemenizi sağlıyor.

aslinarin

 

Normalde sergi yazılarında bir sürü teknik detay verilir; Mesela Uzun pozlama yapılarak çekilmiş bir kareyle yine aynı kadrajı standart pozlama ile çektiğimizdeki sonuç? Bu sergideki fotografların neden edisyonlu basıldığı? Ya da bu baskı teknikleri dahilinde bize nasıl anlatıldığı/aktarıldığı?  Mehmet Kahraman’ın çok iyi şekilde açıkladığı gibi Marc Augé ve Ritzer’in konuyla ilgili olan yazılarını da bağlayabiliriz.. İmajların taşıdıkları göstergeler vb. gibi bir sürü soruyu, yorumu saatlerce konuşabilir, yazabilir ve açıklayabilirsiniz. Ayrıca bu bilgileri sergilerde özenle çalışılmış, işlenmiş broşür, içerik kitapçıklarından da alabilirsiniz.
Bu yazıda benim anlatmak istediğim en kilit nokta; Bir fotoğrafa baktığınızda hisettikleriniz ve gördüklerinizle hissettiklerinizi birleştirmeniz, araştırmanız!
yok – yer  non – place:  1 Şubat Pazar  günü sonlanıyor. İstanbul’da oturuyorsanız eğer, bu haftasonu yolunuz Mixer Arts’a düşsün ve  yok-yer’i  birde kendi tarafınızdan keşfedin.

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın