Bilgi paylaştıkça çoğalır

Bir insan neden yazmaya ve kendini bir şekilde anlatmaya, ipuçları vermeye başlardı? Bilemiyordum. Kör bir aşık gibiydim aslında; ne gördüğüm vardı ne görebileceğim bir şey benim için. Sadece sevmeyi istiyordum, sevmek vardı yazgıda. Bir kördüm. Yazı yazarken kendime geliyor ve kendimden gidiyordum. Çünkü yazarak doğuyor ve yazarak ölüyordu içimdekiler. Yazmak istediğim ama kelimelere dokunamadığım an, bir morfin bağımlısıymış gibi titremeye başlıyordum. Hastalık ve ilacımdı, tıpkı aşk gibi.

Gözümde elinden tutabileceğim birkaç cümleden başkası yok. Sarılmak istediğim, içimde öldürdüğüm ve içimde doğan cümlelerden başka hiçbir şey yoktu. Araftaki yarımı bir şekilde gün yüzüne çıkarmaya başlamıştım. Yazmazsam, yaşayamayacakmışım gibi… O tatlı ölüm uykusundan bile vazgeçebilecek kadar seviyordum işte! Sevdiğimin farkında bile olmazken çoğu zaman ama sanki ellerim, parmaklarım zincirlenmiş gibi bağlıydım O’na karşı.

Düşüncelerim, hislerim yazdıkça özgürlüklerine kavuşuyorlarmış gibi. Bir kesinlik kazanıyor ve varlıklarını temsil ediyordu içimizin. Özgür bırakmak, yağmura ve gökyüzüne bakmalarını sağlamak için soluyorum. O’nlar orada ya da burada, bir şekilde var oldukça ve döküldükçe kağıda nefes almam kolaylaşıyor.

Titremem, içimdeki hapishane mahkumlarını uğurluyor.

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın