Bilgi paylaştıkça çoğalır

Murathan Mungan’ın Seçtikleriyle YAZIHANE, 2003 yılında Metis Yayınları etiketiyle raflarda yer almış bir kitap.

Kitap, Murathan Mungan’ın ‘’Yazıyorum ve Bilmiyorum’’ adlı önsözü ile başlıyor. Devamında ise Manganelli, Orwell, Ionesco, Barthes, Sperber, Canetti, Ursula K. Le Guin, Handke ve Duras’ın kaleme aldığı metinler geliyor ve kitabın son bölümü ise Kureishi’nin yazısına ayrılmakta.

Murathan Mungan, on farklı yazarın metnini bir kitapta toplamasının amacını şu sözlerle açıklıyor: ‘’Neden, niye, niçin yazdığı sorusu kendini ve çevresindekileri meşgul eden, yazıya gönül vermiş kişiler için belli başlı yanıtlar el altında bulunsun istedim. Belki yazarken, yazdıkça, yazıya küstükçe, ümitsizliğe kapıldıkça başkalarının söylediklerinde bir çare buluruz, diye düşünürüm. Bu ümidi sizlerle paylaşmak istedim. Yazarlar birbirlerinin sözlerine muhtaçtır.’’

Edebiyatla ilgilenen birçok kişinin merak ettiği bir şey vardır ki o da, kitabını okuduğunu yazarların niçin, niye, neden yazdığı. Bu başlık, zaman zaman edebiyat dergilerinde işlenen bir konu da olmuştur. Bir yazarın söyleşisine gittiğimiz zaman orta sıralarda oturan, elinde kalemi ve not defteri bulunan, meraklı bir kişi söz alır ve yazara sorar: Niçin yazıyorsun? Yazar, muhtemelen bu soruyu kendisine çokça soruyordur. Cevabını arıyordur. Bu sorunun cevabı karşısında soruyu soran kişi ve dinleyenler çoğu zaman pek de tatmin olmazlar. Hatta yazar da tatmin olmayabilir. Ben yazardan bu soruya karşın cevap olarak hep şunu beklerim: “Cevap, okuduğun cümleler arasında gizli.” Belki de değildir. Yazmamıştır. Çok çetrefilli bir soru, uzun yolculuklara kapı açan bir soru ve cevap da bu kadar rahatça söylenemeyecektir. Mungan da yazmış olduğu yedi sayfalık metnin sonunda ‘’Peki ya benim yanıtım? Niçin mi yazıyorum? Anlamışsınızdır. Benim de birçok yazardan farkım yok aslında. Yazıyorum ve bilmiyorum.’’ diyor.

0000000137406-1

Giorgio Manganelli, ‘’Niçin Yazıyorum?’’ başlıklı metninde ‘’Sabırlı bir ruh çözümleyicisi çıkıp da bana şöyle bir soru, niçin yazdığım sorusunu sorsaydı, böylesine önemsiz, biraz da saygın olmayan bir şey yapmaya ne zaman, nasıl olup da karar verdiğimi sormakla direnseydi, şöyle yanıtlardım: Hiçbir zaman yazmaya karar verdiğimi sanmıyorum, ama gene de soruya bir yanıt verecek bir anı, bir ipucu bulunabilir.’’ diyor ve ayakkabılarını bağlayamamasını bir anı olarak okura sunuyor. Manganelli, ayakkabılarını bağlayamadığı için bağcıkları olmayan mokasenler giymeye başlamış. Bunu en dramatik anısı olarak görmektedir. Beceriksizliklerini dengeleyecek bir şey yapmak zorunda olduğuna inanmış bir kere. ‘’Ayakkabılarımı bağlayamıyor muydum? Öyleyse kitaplar yazacaktım ben de.’’ Manganelli, bu soru karşısında kişinin/yazarın, kendi hakkında fikirleri olmadığını da söylemektedir. Ona göre yazar, ‘’tastamam simyacı ya da yıldızbilimci gibidir; hiç kimsenin değerlendiremeyeceği zihinsel düzenekler uydurarak aldatan biri(dir).’’ Hemen ardından da yazarın her şeyden evvel kendisini aldattığını söylemektedir. Yazma eylemini biraz kâğıt, bir kalem ya da daktilo ile, tek başına yapılabileceğini söylüyor ve bu durumun, yazının, yazarın, yargılanması olanaksız bir iş olarak gördüğünü dile getiriyor.

‘’İstediğimi istediğim kadar söyleyeyim, insanın neden yazdığını ve nasıl olup da yazmadığını hiç bulamayacağım.’’ Bu sözler Marguerite Duras’ın ‘’Yazmak’’ adlı metninde geçmekte. Kitaplarının bir çoğunu uzun bir yalnızlık sürecinde yazdığını dile getiriyor. Birçok insandan uzakta, bir evde. Yalnızlığını kendi yaratan bir yazar Duras. Bunu niye tercih ettiğini ise şu sözlerle açıklıyor: ‘’On yıldır eve kapanıp kaldığımı yeni algılıyorum. Yalnız. Ve bunu, kendime ve başkalarına bugün olduğum yazar olduğumu belleten kitaplar yazmak için yaptığım. (…) Şimdiye kadar yazmadığım biçimde yazabilmek için.’’ Yalnızlığın bir tanımını da ya ölüm ya kitap olarak da tanımlıyor yazar. Ona göre insan içinde bir yabancıyla yaşar ve yazmak da o yabancıya ulaşabilmektir. Peki Duras’a göre yazar kimdir, nedir? ‘’Tuhaf kişidir yazar. Bir çelişkidir, aynı zamanda da bir anlamsızlık. Yazmak konuşmamaktır da. Susmaktır. Sessiz çığlıklar atmaktır. Huzur veren biridir yazar, çoğu kez; çok dinler. Çok konuşmaz.’’ Duras, çoğunluk kendi içine kapanık, karamsar bir yazar izlenimi verse de bu kitap içerisindeki metninde ön plana da çıkardığı yalnızlık, yalnız kalma vurgusu açıkçası önemli bir konu. Özellikle günümüzde, teknolojik aletlerin kapsadığı hayatlarımızda yazan kişinin yalnız kalması zorlaşabiliyor. Eh, herkesin hayatında Marguerite Duras’ın hayatında olduğu gibi anlayışlı çocukları, eşi, arkadaşları olamayabiliyor.

Kitabın içerisindeki her metni buraya almadım. Üşenmekten değil; bu metni neden, niçin yazdığımı bilemediğimden. Anlık bir kendine soru sorma isteği ve kesilen bir metin.

Son söz olarak; Niçin, neden okuyor(sun)uz?

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın