Bilgi paylaştıkça çoğalır

Uzun zamandır merak ettiğim bir konu, hekimlerin yoğun iş temposunun yanı sıra sanata vakit ayırmaları ve uğraştıkları her alanda başarıyı yakalamalarının altındaki nedendi. Bu sorumun cevabını aramak üzere bir araya geldiğimiz Adana Tabip Odası Başkanı Ali İhsan Ökten ile çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Bu keyifli sohbeti sizler ile paylaşmak istiyorum.

“Tıp fakültesinden her şey çıkar ama arada bir doktor çıkar” diye bir söz var. Bunu biraz açıklayabilir misiniz?

Tıp fakültesinden hekim çıkar mı sorusunu sorduran da bu söz olsa gerek. Burada “her şey” kelimesinden kasıt daha çok sanat veya sanatçılar anlamındadır. Bunu şöyle açıklayabiliriz.. Birincisi tıp fakültesinden hep hekim çıkar. İkincisi gerçekten tıp fakültesinden her şey çıkar. Hipokrat “Tıp bir sanattır” demiştir. Aslında tıp, sağlıklı olma halinin sürdürülmesi, hastalıkların önlenmesi, hafifletilmesi ve tedavi edilmesi ile uğraşan bilim ve sanattır.

Tıp ile Sanat Arasındaki ilişkiyi biraz daha detaylandıracak olursak…

Uğraş alanları ve hedefleri insan ve yaşam olan tıp ve sanat çoğu zaman iç içedir. Zaten tıp bir sanat, hekimlik de zanaat değil midir? Hekim sadece bir teknisyen değil, aynı zamanda bir sanatçıdır. Tıpta bilimsel kaygı yanında estetik kaygı da vardır. Böyle olunca da tıp ve hekimler sanatla yan yanadır. Hekimlikteki “ustalık” hastasının veya kendinden yardım isteyen insanların duygu ve düşüncelerini, acılarını ve beklentilerini anladığı ölçüde anlam kazanır. Bunun için hekim bir sanatçı duyarlılığında olmalıdır…! Kısaca sanat yaratıcılıktır, güzelleştirmektir. Bizim de amacımız hastalarımızı sıkıntılarından kurtarmak, onları normal haline getirmek, sağlıklarını iyi hale getirmek, güzelleştirmek değil midir? Ağrısını geçirdiğimiz bir hastanın söylediği “Dünyaya yeniden gelmiş gibiyim” sözü bizlerin bir yaratıcılığı değil midir? Bu her zaman böyle değildir. Ama işe başlarken ki amacımız budur.

Tarihe bakarsanız, hekimlik uygulamaları resmedilmiş ya da yontulmuştur. Gravürlere ve minyatür sanatına konu teşkil etmiştir. Tanı ve tedavi usulleri resmedilmiştir. İlk hekimler aynı zamanda şair, müzisyen ve felsefecidirler. İbn-i Sina hem bir hekim hem bir felsefecidir. Hekimliğin kendisi de bir anlamda sanattır. Yok, sanat değil zanaat diyenler olabilir. Ancak bilinen bir sanat dalı değildir, zanaat daha çok uyar ama hekimin yaptığı (veya yapması gerektiği) şey teknisyenlikten çok yaratıcılık, özgüven ve sorumluluk gerektiren bir iş olduğu için zanaat da denemez. Hekimliği, insanları iyileştirme ve esenlendirme sanatı olarak tanımlayabiliriz.

2

Hekimleri Sanatsal faaliyetlere yönelten etken nedir?

Hekimi sanata yaklaştıran bir diğer şey de yorucu ve bazen üzücü bir mesaiden sonra sanatla rahatlama isteğidir. Ayrıca çok fonksiyonlu kişiliğinin tatminini tıpta olduğu kadar sanatta da bulur.

Peki hekim neden sanatla uğraşmak ister ?

Hekimin sanatla uğraşmasının bir başka nedeni de kalıcı olma isteğidir. Tıpta değişiklik ve yeniliğin kaçınılmaz oluşu sevindirici olmakla birlikte, hekim, kalıcı eser bırakma ve ilerde hatırlanma isteğini bir nebze de olsa sanatla dile getirir. Hekimler arasında profesyonele yakın düzeyde eserler veren sanatçılara rastlanmasının bir nedeni de, aslında sanatçı olmak için küçük yaştan kendini hazırlamış ve sanata oldukça yetenekli gençlerin, zamanında ailenin veya çevrenin ‘aç kalır’ korkusu ile başka mesleklere yönlendirilmesindendir ve genelde sanatın yerine tıp önerilir. Tüm bunlardan sonra tarihte sanatla uğraşmış pek çok hekime rastlanmasına şaşmamak gerekir.

Son bir soru ise; Tarihte de pek çok hekimin sanatla uğraştığını görüyoruz. Bu açıdan bakarsak sanatla uğraşmış olmaları hekimliklerine neler katmıştır?

Bu bakış açısıyla bakıldığında hekimler sanatçıdırlar veya iyi hekim olabilmek için en azından sanatçı ruhlu olmak gerekir diye düşünebiliriz. Bazı hekimler ise hekimlik sanatının yanı sıra müzik, edebiyat, plastik sanatlar veya diğer sanat dallarıyla da uğraşarak sanatçı kimliklerine kimlik katarlar. Örneğin; Tıpta çok önemli bir çığır açan Laënnec başarılı bir flütçü olmasaydı, müzikle olan ilişkisini hekimliğine yansıtmasaydı, basit bir cihaz olan stetoskopu keşfedebilir miydi? Veya dünyanın gelmiş geçmiş en büyük cerrahı kabul edilen Violonselist cerrah Theodor Billroth, acaba yakın arkadaşı Bramhs’ın eserlerini dinleyip, bazılarını düzelterek geri verip, müzikle dinlenmeseydi o muhteşem ameliyatları yapabilir miydi? Cildiye uzmanı Dr.Cenap Şehabettin, ressam, hattat, minyatürcü, tıp tarihçisi; Dr.Süheyl Ünver, bestekar, ve daha niceleri, insana duydukları sevgiyi yalnızca hekimlikleri ile değil, sanatçı kişilikleri ve yapıtlarıyla da dile getirmişlerdir.

ALİ İHSAN ÖKTEN

3

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mezunu.
Beyin Cerrahı.
Adana Tabip Odası Başkanı.
Adana Tabip Odası Dergisi ARTI, ARATOS Bilim ve Felsefe Dergisi, İFSAK Sinema ve Fotoğraf Dergisinde fotoğraf ve sanat ağırlıklı yazılar yazmakta.
Fotoritim ve Altın Şehir ADANA dergisinin yayın kurulunda ve yazarları arasındadır.
“Fotoğraf Yazıları” isimli kitabı bulunmaktadır.

 

 

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın