Bilgi paylaştıkça çoğalır

Bu konu hakkında yazma isteğim, boş zamanlarında örgü kursundan, İsmek’in resim kursuna geçip ”Sanatçı” ünvanı alan 40 yaş üstü teyzelerden, ”Sanat” yapıyorum diye 5 dakika boyunca aksıran tıksıran insanlardan evrensel mesajlar çıkarmamızı bekleyen insanlara, ” Adobe Premiere mi ? haha.. Düğünmü kurguluyorsun diyen medya sektörüne kapak atıp sanki Movie Maker’da Game Of Thrones kurgulamış çalışanlardan , Godzilla 95 filmindeki Godzilla’yı yapamayıp da Hobbit’teki ejdere ”olmamış” diyen Fellini okul arkadaşlarıma ve daha birçok fazlasının içimde oluşturduğu bir kusma hissidir. Daha önceki yazımda ”Sanat Sineması” diye bir tür olamayacağından bahsetmiştim. Biraz sonra bahsedeceklerim ”Sinema Sanat Değildir.” tezimin sonuç bölümünden alıntıdır. Sanat anıtsallaşmalı ve orijinal olmalıdır. Sinema bir iletişim biçimidir. ”Sanatçı acı çekmelidir”. Şundan da bir vazgeçin artık.

1.olamn

”Sinema sanattır” anlayışının başlangıç noktasını, sanat dalları olmuştur. Sinemanın kendi içinde diğer sanat etkinliklerini barındırması, sinemayı 7. sanat yapmaya yetmiştir. Tarih her ne kadar sanatı ve sanat etkinliklerini sınırlandırmaya çalışsa da, sanatçılar farklı etkinliklerde sanatı ortaya çıkarmayı başarmıştır. Sanatın ne olduğu, ne için yapıldığı konusunda birçok fikir yürütülebilir. Kaynaklardan ulaşabileceğimiz en eski insanlara bakalım , Tutankhamun mezarındaki birçok resim , heykel , eşya üzerinde estetik çalışmalar yapılmış oldukları halde, hiç bir zaman açılmamak üzere mezarı saklandı. Mağara duvarlarında bulunan en eski resimler ve Tutankhamun’un mezarı gibi birçok mezar için birçok farklı amaç söylenebilir. Dostoyevski’nin para için kitap yazması gibi, sanatçıların amaçları farklı olabilir. Ama değişmeyen tek şey; sanatçıların sanatlarıyla iletişim kurduklarıdır. Sanatçılar ruhlarla , kendisiyle veya diğer insanlarla iletişim kurma çabasındadır. Yaratma arzusu taşıyan bu insanlar kurdukları iletişimde anlaşılmayı beklemezler. Pink Floyd’un Tanrı’ya verilen konseri, farklı yaşam ve dönemlerde olsa da firavun için yaptığı sanat eserini hiç gün yüzüne çıkmayacağını bildiği halde mezara gömen sanatçıyla aynı inancı paylaşır. Bir iletişimin sanat olabilmesi için haz vermesi ve orjinal olması gerekir. Haz duygusu geçici olabilir. Haz öğrenmenin ve merak duymanın verdiği bir hazdır. Bu  hazlar yitirilse bile orjinal bir iletişim hazzını her zaman korumuş ve anıtsallaşmıştır.

Resim çizen bir insan ”Neden resim çiziyorsun ?” sorusuna ”Hoşuma gidiyor” ”Seviyorum” gibi cevaplar verebilir. Resim çizen bir kişinin açıklayamadığı bu ihtiyacı, yaratma arzusu olarak yorumlamak yanlış olacaktır. Sonuçta sanat dalları belirli etkinlikleri yapma arzusu taşıyan insanlara sanatçı, eserlerine de sanat diyebilir. Bunu kabul ettiğimizde haz alamadığımız filmlerin, müziklerin , resimlerin ne derece sanat olup olmadığını sorgulamaya başlarız. Belki de sanat olup olmadığını sorgulamak için ne anlatmak istediğini , beğenilip beğenilmediğini tartışırız. Çoğunlukla kendi hazlarımız doğrultusunda kararlar veririz. Ve sonuç olarak sanatın tanımının, açıklamasının yapılamayacağını ve güzelliğin kişiye göre değişebileceğini düşünürüz. Sanatla ilgili tüm tartışmaların düğümlendiği yer, tam olarak sanat dallarının belirlenmesidir. Günümüz için konuşursak belirlenmiş sanat etkinlikleri dışında bir sanatçının farklı bir etkinlikte sanat yapması mümkün görünmemekte. Örneğin ; Lüks bir arabanın haz verebiliyor olmasında sanatın payı olamaz mı ?

Sinema için de aynı şeyler söz konusu. Eğer sanat dallarının kabul ettiği gibi sinema bir sanatsa ( Bu Almanya’dan video kamera alan amcamın çektiği görüntüleri birleştirmiş olması onun bir sanatçı olduğu anlamına gelir. ) Örneğin Recep İvedik filmi ile yine aynı türden Cem Yılmaz’ın Yahşi Batı filmini karşılaştırdığımızda ikisinin de sanat olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bu iki film arasındaki kıyaslama sadece beğeni kitlesi yönünden yapılabilir. Bu konudaki kesin veri olarak gişe hasılatı ya da kaç tane bilet sattığı gibi verilerden yararlanılır. Ortaya çıkan veri iki film arasındaki farkı kesin olarak anlamamıza yardımcı olamayacaktır. Çünkü ”7. Sanat Sinema” anlayışı çekilen her filmin sanat olacağı anlamını taşır. Zaman içerisinde bu düzensizliği fark eden bir çok yönetmen ve sanatçı manifestolar ve akımlar başlatsa da sinemanın sanat olamayacağını söyleyebilecek kadar cesur olamadılar. Hollywood sinema sektörüne hükmetmesi ve tüm sermayeyi neredeyse kendine çekmesi Avrupa sinemacıların, bu filmlerin sadece ticari amaçla yapılan filmler olduğu görüşüne itti. Ama yine bir yanlışa kapıldılar, kapıldıkları bu görüş ; Sinema sanattır anlayışının özünde de yatan sinema yapma arzusu taşıyan insanların sanatçı olduğudur. Sinema bütün bu akımlara ve kendi içindeki ”Sanat Sineması ” türüne rağmen bütün kaynaklarda adını sanat olarak anmaya devam etti. ”Sanat Sineması” yapan insanlar sadece sermayesiz filmler yaptılar ve insanları Hollywood’un rüyasından uyandırıp gerçekleri gösterdiklerini düşündüler. Hollywood’un filmlerine ticari film kendi filmlerine daha çekim aşamasında ”Sanat Filmi” dediler. Bununla birlikte daha çok karmaşıklaşan sanat anlaşılmaz bir hal aldı. Bugün bir çok insan sanattan anlamadığını düşünüyor. Oysa sanatı ortaya çıkaran şey her insanda olan sanat eserlerinden hoşlanma, haz alma duygusudur.

2.olan

Sanatta beğenmek ya da beğenmemek vardır. Evet, böyle bir düşünceyi fazlasıyla duymuşsunuzdur. İzlediğiniz bir filmi beğenmenizde birçok unsur rol oynar, bunlar arasında hikaye, görüntü, müzik ve kurgu olduğu gibi hazzın tazeliği de olabilir. Hazzın tazeliği öğrenmeden dolayı oluşan bir hoşlanmadır. Bu hoşlanma Aristoteles’in de dediği gibi geçici bir hoşlanmadır. Sinemadan çıkan bir izleyici hazzın tazeliğini yaşar, izlediği filmi daha önce izlediği filmlerle ister istemez kıyaslayabilir. Ama bu kıyaslama süresince aldığı öğrenme hazzı hala tezedir. Örneğin; Oscar Ödülleri’nde ödüle aday filmler yakın tarihlerde vizyona girmiş, çoğu zaman ülkemizde ve birçok ülkede vizyona girmemiş filmler olarak karşımıza çıkar. Bu aday filmler arasında bir kıyaslama yapılırken çoğu kez taze kalmış hazları ele alarak bir sonuca varılır.

Bir sanat eseri ister film olsun, ister müzik, ister bir resim olsun, her zaman hazzını korumaktadır. Sanat eserlerini değerlendirmedeki en büyük yanlışlardan biri de popüler kültür ürünlerinin sanat olabileceği konusunda kesin yargılara düşmektir. Müzik, film ve televizyon dünyası sokaktan aldığı herhangi bir insanı yıldız yapabilecek seviyeye gelmiştir. Dolayısı ile gerçekten sanatçı ruhlu insanların ve teknik becerileri olan insanların bir arada sanatçı olarak anılması ”Sinema Sanattır” anlayışının ortaya çıkardığı bir durumdur.

3.olan

Şimdi bütün bu kafa karıştırıcı ve karmaşık durumlar karşısında ortaya attığımız tez ”Sinema sanat değildir” olsun. Çünkü bütün sanatlar özünde bir iletişim çabasıdır. Bu iletişim anlaşılmayı beklemez. Bir tablodan hiçbir şey çıkaramayabilirsiniz ya da çıkarmak zorunda değilsiniz. Sanatçı bir şey anlatmak zorunda değildir veya acı çekmek zorunda değildir. Aynı şekilde izleyici dinleyici vs. karşısındaki iletişimden bir şeyler anlayabilir, kendince yorumlayabilir ya da anlamak istemeyebilir. Buna Edith Piaf’ın şarkılarını Elvis Presley ve Pink Floyd’un söylediği şarkıların ne anlama geldiğini önemsemeden dinleyenleri örnek verebiliriz. Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa’ sından günümüzde bile birçok güncel sanat eserinden daha çok haz alınmasını örnek verebiliriz. Bunlara anlam vermek isteyenler bu görüşlerini insanlarla paylaşsa da bu görüşü kesin bilgi olarak kabul ettirmeye çalışamaz. Örneğin ; Zeki Demirkubuz ve Nuri Bilge Ceylan filmlerini açıklamaya çalışan bir eleştirmen sadece kendi anlamlandırmasını paylaşır. Günümüzde ayarını fazla kaçırmış birçok eleştirmenin bu anlamlandırmalardan kesin bilgilermiş gibi konuşması yanlıştır. Bu görüşler çoğu zaman yönetmenin fikirleriyle bile ters düşebilir. Filmler bazen düz yazı bazen mürekkep lekesi olabilir . Filmler izleyicinin anlaması gereken düşünceleri açıkca söyleyebilirken bazı filmler mürekkep lekesi gibi farklı yorumlanabilir.

Sinema sanat değildir. Sinema bir iletişimdir.Bu iletişimde farklı teknolojilerden yararlanılabilir. Bir iletişimin sanat olmasındaki teknolojinin payı elbette vardır. Bir sanatçı iletişimi için kullanabileceği tüm yenilikleri bilmeli ve kullanmalıdır. Ama sanatçı ruhu olmayan bir insan bütün teknik imkanlara ve becerilere sahip olsa dahi, sanat eseri yapması mümkün değildir. Oysa bir sanatçı elindeki tüm imkansızlıklarla sanat yapabilen bir kişidir. Günümüz sanat anlayışına göre; fotoğraf sanatını yapabilmek için üstün fotoğraf makinelerine ihtiyaç vardır. Yani bir cep telefonu kamerası ile sanatsal bir fotoğraf çekme imkanınız hiç yoktur. Sinemada ise 3D gibi teknolojili filmler öğrenme hazzı yaratabilir. Örneğin Avatar (Avatar, 2009 ABD James Cameron ) filmini birçok kişi 3D deneyimi yaşamak için sinemalarda izlemiştir.

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın