Bilgi paylaştıkça çoğalır

-Yahya, o kadar yol hiç yorulmadın mı? Senelerdir ayakta olmalısın.
-Tam aksine, bütün yol uyudum. Son iki yıldır tamamen uykudaydım. Artık uyanmanın vakti geldi. Bana bir bardak su verebilir misin?
-Tabi ki. Ama yarısından biraz fazla dolduruyorum çünkü anlatmak istediklerim var.
-Tamamından azını doldur. Anlattıkların taşırabilecek mi görelim.
-Ama sen zaten biliyorsun.
-Evet. Ama senin anlatman lazım. İçinden gelmediği sürece taşıramazsın. Bu haliyle taşırmak istersen bardağı biraz devirmen gerekir. Taşamıyorsan dökülmen gerekir.
-Haklısın fakat devrilirsek düşeriz. Düşersek kırılırız. Kırıkların arasında kalır dökülenler. Süpürülüp gider kırıklar da dökülenler de.
-Belki de ihtiyacın olan içerideki her şeyi süpürmektir?
-Belki de… Biraz yürüyelim Yahya, dışarıda kar var ve ben bütün öğlen onu izledim. Artık biraz daha üşümek istiyorum…

Çıkarken tek kelime etmedim. Atkımı sarmıştım ve bere bile takmıştım. Çünkü
kar var. Ellerim paltomun cebinde, caddede yürümeye başladım ayaklarıma
bakarak. Ellerim soğuktan çatlamasın diye kapıdan çıkarken sürdüğüm kremin
biraz da paltonun ceplerinin içindeki astara bulaştığını hissediyorum.
Ellerimi çıkarıp biraz daha ovuşturdum. Yahya’ya “Kar gibi seviyor bazen”
dedim. “Unutma, karlar düşer. Karlar düşüyor, üşütüyor bazen düşürüyor ve
sonunda eriyor” dedi. Karın üzerindeki ayaklarıma bakarak yürümeye devam
ettim. Yahya’nın ne demek istediğini zamanı gelince anlarım diye
düşünüyorken “Evet” dedim. “Karlar düşüyor ve ben üşüyorum”. Elini omzuma
koyup başını salladı, ellerimi işaret ederek “Cebine sok, onları kendin
ısıtabilirsin” dedi. Avuçlarımın içine biraz sıcak üfleyip cebime
yerleştirdim. Eldiven almayı düşünmeliyim belki de artık.

Bereme ve omuzlarıma düşen kar taneleri çok geçmeden suya dönüşüyordu.
“Hala şemsiye kullanmayı düşünmüyorsun değil mi?” Kafamı kaldırdım, büyük
siyah şemsiyeleri ellerinde, hızlı adımlarla yürüyenlere baktım birkaç
saniye, iç çektim “Hayır, düşünmüyorum. En azından karda değil” dedim.
Caddenin karşısına geçmek için sabırsızlıkla bekleyen kalabalığa bakarak
devam ettim yürümeye “Şemsiye tek başınayken insanı soyutlaştırıyor.” Yahya
güldü, “Yani bu insanların şemsiyesi olmasa onlarla kol kola yürüyecektin,
öyle mi?”. Paltomun yakasını kaldırıp saçlarımı düzelttim “Hayır tabi ki.
Ama o olsaydı, tek şemsiyenin altında kol kola yürüyebilirdik” dedim ve
yere bakmayı bıraktım. Gördüğüm ilk kahve dükkanına girip içimi ısıtmak
istedim. Belki de kırk yıllık bir şeyler arıyordum. “Sıcak alıp soğuk
içeceğin bir kahve daha” diye mırıldandı Yahya. Hatırladığım kadarıyla
yalnızca iki kere sıcak kahve içmiştim ve ertesi gün boyunca yanan dilimin
garipliğinden yakınmıştım. Yahya’ya cevap vermedim. Uzun uzun kahvenin
köpüğüyle oynadıktan sonra sordum “Yahya, müzikten anlar mısın?” Güldü,
“Müzikten herkes biraz anlar, sen anlamaz mısın?”.

Düşündüm, başımı salladım, “Eh işte, biraz anlarım” deyip kahvenin köpüğüyle oynamaya devam ettim.

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın