Bilgi paylaştıkça çoğalır

Her film sanatın bir parçasıdır. Ama her film kalıcı ve ölümsüz değildir. Sanat filmlerinin en önemli
yanı, para kazanma amacı güdülmeden, kalıcılığı ve ölümsüzlüğü amaçlayarak çekilmesidir. Tabii
diğer yandan da insanın hayatına ayna tutan ve insanın kendisini bulmasını sağlayan filmlerdir bunlar.
Tabii bu kişiden kişiye değişir.
Popüler sinemanın bayatlığından ve yapmacıklığından hoşlanmayan biri, sinemayı da sanatın yedinci dalı olarak gösterirsek, sanat filmlerini tercih eder.
Popüler kültüre ayak uydurmuş biri ise, sanat filmlerinden pek haz etmez ve filmin 20. dakikasında
uyuyakalma oranı yüksektir. Tabii bu da kişiden kişiye değişir, çünkü bazıları salonu bile terk edebilir.
Sanat filmleri, Hollywood filmleri gibi bol aksiyon, efekt ve inanılmaz görsellik sunmaz. Ama size
hayatı farklı açılardan yansıtabilir. İnsanın iç dünyasını, en boktan açılardan bile çarpıcı bir biçimde
sizlere gösterebilir. Yani demek istediğim şu; bırakalım eski orijinalliğini yitirmiş, artık para
kazanmak için deliren kopyacı hollywood filmlerini ve diğer bu amacı temel almış filmleri. Sinemayı
gerçekten sanatın bir dalı olarak görüyorsak, içerisinde bir köz gibi sanatın ateşini söndürmeyen
filmleri izlemeliyiz. Yoksa popüler ya da -benim deyimimle- kapitalist sinemanın tuzağına düşmüş
oluruz. Yani istediği gişeyi almış, bir nevi günü kurtarmış ve bizleri salak yerine koyan, beyaz perde
hırsızlarının kölesi olmuş oluruz. Sinema güzeldir. Ona sahip çıkalım, çünkü o bizim komşumuz değil,
ruhumuzun perdeye yansımasıdır. Şimdi o kadar ahkam kestikten sonra size film önereyim:

Zeki Demirkubuz – Yeraltı
Ingmar Bergman – Persona
Gus Van Sant – Last Days

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın