Bilgi paylaştıkça çoğalır

Çok yaşlı ve odaklanmakta problem yaşayan bir insanın (Woddy amcanın) posta kutusuna ”Tebrikler 1 milyon dolar kazandınız, bize gelip paranızı alabilirsiniz.” tarzında bir mektup gelir. Yaşlı adam kazandığına inandığı bu ödülü almak için Nebraska’ya gitmek ister. Babasının kandırıldığına inanan oğlu ise içine sinmese de onu yalnız bırakmak istemez ve yola koyulurlar. Birlikte arabayla çıktıkları bir yolculuk hikayesidir bu.

cati-kati

Aslında Woody amcanın bir nevi hayat yolculuğu… Yıllar önce kendisine kazık atan eski arkadaşlarıyla, eski sevgilisiyle, kardeşleriyle hatta doğduğu evle karşılaştığı bir yolculuk. Hani Amerika deyince aklımıza büyük şehirler, eğlence ve para gelir ya. İşte bu film popüler kültürün bize dayattığı Amerikan Rüyası’nı yerle bir edip, çoğu Amerikalı’nın kırsalda yaşadığı gerçeğini gösterir. O kadar özenilmesi gereken bir rüya değildir yeni kıta. Bir an da olsa o kırsallarda çok küçük bir kasabada doğmuş olsaydın yaşayabileceğin hayatı ve çevrendeki dünyanın ne kadar da küçük olacağını gösterir bize.

Filmde, hayatı boyunca hep teslim olan Woody amca, bir kez olsun teslim olmamayı deniyor, çünkü bu kez de vazgeçerse, geriye bırakabileceği hiçbir şey kalmayacak.

Bu yüzden yeniden doğuşu anlatmıyor bu film, sadece ölmeden önce ufak bir canlanışı anlatıyor. Sonrası yok, sade, hoş, samimi, sıcacık ve içten siyah beyaz bir film. İzleyen herkesin kendinden, ailesinden kesitler görebileceği, sıkılmadan izleyebileceği bir yapıt. Bu kadar düşük bütçe ile altı dalda Oscar’a aday olmasının şifresidir aslında bu özellikler…

Bu kadar yaşlı bir kadroda, çekimler sırasında kimsenin ölmemesi yönetmen adına büyük şans olmuş. Filmin cast seçimini huzur evinden yapmışlar gibi. Ne kadar tatlı, tonton, sevimli dede, nine varsa koymuşlar filme. Şaka bir yana dev bütçeli, içi boş Amerikan propagandasının eksik olmadığı filmlerden çakma kahramanlar, sıkıcı oyunculuklar, klişe repliklerden sıkıldıysanız size bu film çölde vaha etkisi yaratacaktır. Bana göre şiir gibi bu filmin Oscar’ı alıp almaması çok da önemli değil zira izlediğinizde siz ödülü çoktan vermiş olacaksınız. Kendinize mi yoksa filme mi orasını bilemem…

Bilgi paylaştıkça çoğalır
Önceki konuÖZ-GÜR-LÜK
Sonraki konuSizce Turhan Selçuk ölmüş olabilir mi?
11 Ekim 1982 yılının serin bir son bahar akşamında doğmuşum. Hayalim futbolcu olmaktı.. En büyük tutkum ise Beşiktaş. Çocukluğum, dünya kupası heyecanına eşdeğer mahalle maçlarının Şifo Mehmet'i, Sarı fırtına Metin'i olmakla geçti. Profesyonel futbolcu da oldum ama uzun sürmedi, benim futbolu sevdiğim kadar onun beni sevmediğini fark ettim. Özel bir firma bünyesinde fotoğrafçı olarak çalışmaktayım. Aynı zamanda Boxer dergisinde köşe yazıları yazıyorum.

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın