Bilgi paylaştıkça çoğalır

Saç diplerine kadar öfkeli olduğun günler oluyordur mutlaka. Kendini, tekrarda unutulmuş bir şarkı gibi hissettiğin, bir süre sonra seni kimsenin duymadığı ve saçlarındaki öfkeyi ellerine döktüğün günler.

Ellerine baktığın günler de oluyordur ciddi ihtimalle. Ellerin ellerini kovaladığı, öfkenin erimiş şeker gibi yapış yapış bir samimiyetsizlikle ellerini ellerine bağladığı günler. Ellerine ucu çivili sopalar tutuşturdukları, parmakları kesik eldivenlerinle herhangi bir ipucu bırakmadığını düşündüğün günler. Oysa tırnaklarına dolan etleri kürdanla çıkarmak en sevdiğin işti. -Yanlış mıyım?-

Küçük insanları, küçük küçük parçalara böldüğünü düşündüğün o günlerde, ellerinde kan lekeleri ve kurumuş et parçalarıyla hiçbir parmak izinden sorumlu olmadığını düşünerek ve evindeki kahverengi sehpanın üzerine üstün körü atarak siyah eldivenlerini, kimsenin yanında olmadığı, tüm tanıklarından uzak bir yolculuğa çıkmak istiyorsun. O kadar uzak olsun istiyorsun ki herkes, misal Prag’dasın Stare Mesto caddesinde dudağının kenarına sıkıştırdığın nakaratla öyle yavaş yürüyorsun ki herkes seni sarhoşsun sanıyor, tanımadığın bir şehirde karşılaştığın fötr şapkalı babanı bile hatırlamıyorsun. Babanın kolundaki kadın bulutların indiği şehrin ortasına şuh bir kahkaha bırakıyor. Dudaklarına sürdüğü ruj çenesinin altına kadar bulaşmış, dişleri kireç beyazı. Annen olup olmadığı takılıyor kafana. Baban sandığın adamın da yüzü değişiyor birden, baban gidiyor, kadın başka bir adamın koluna geçiriyor uzun tırnaklı ellerini.

Baban fötr şapkayı ne kadar süredir takıyor, anımsayamıyorsun.

Temkinli bir katil gibi yerleştiğin ucuz, rutubetli, ellerin gibi yapış yapış otel odasında sandaletinin altında sıkışan sakıza aldırmadan yürümeye çalışıyorsun. Yoksa siyah asker botlarının geniş aralıklı tabanına mı sıkışmalıydı sakız? Hangi mevsimindesin, hatırlamıyorsun. Yağmurun altında, ince elbiseleriyle ıslanan küçük kız çocukları görüyorsun pencerenden. Ama hiç kış yaşamamış kadar üşüyorsun. Hava -10. Yağmur yağıyor. Sandaletlerin ojesiz ayaklarında. Yoksa botların mı vardı? Baban, ince bir selamla eğiyor başını, annense bozulan saçıyla ilgileniyor. Baban mavi gözlü müydü? Annen bu kadar düşkün müydü güzelliğine? Baban kimdi? Annen nerede? Botların vuruyor muydu serçe parmaklarını?

Bir türlü hatırlayamıyorsun.

Saç diplerine kadar öfkeli olduğun günler oluyordur mutlaka. Yine, ciddi ihtimalle ellerine baktığın günler de vardır. Ellerinin yapışkanlığını şiddetli sıcak sularla çıkarmak istediğin ancak yüksek dereceli yanıklar dışında hiçbir şey elde edemediğin günler. Prag’da uyuduğun ve odanda uyandığın, cinayetlerinin yüzüne gözüne bulaştığı, her yerde parmak izinin kaldığı günler.

Öldürdüğün değil de öldüğün günleri düşünüyorsun. Nasıl öleceğinden çok, kim tarafından öldürüleceğini merak ediyorsun. Ama yine seviyorsun tırnaklarına dolan etleri kürdanla çıkarmayı. -Yanlış mıyım?-

Biliyorum.

Biliyorsun.

Bilgi paylaştıkça çoğalır
Önceki konuTürkiye'de Yaşamak
Sonraki konuWorld's trustworthy specialty essay simply writing supplier top quality
Dünya masallarını anlatmakta ünlüymüş. Ünlü dediysek, kendi mahallesinde. Duyumlara göre Tezer Özlü severmiş çokça. Arada Kafkalığı tutarmış, bazen kendi kendine sayıklarmış, bazen de bilinmeyen dillerle konuşurmuş. Edebiyat bitirmiş, öykü yazmış, roman okumuş.

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın