Bilgi paylaştıkça çoğalır

Şiddet, şefkat ve merhametin yokluk bilinci, kudretin vahşi göstergesi, şehvetin zirvesidir. Altında kesinlikle psikolojik bir rahatsızlık bulunan insan davranışıdır. Belki sağlıksız ve mutsuz bir ortamda büyümenin, belki çocukken şiddet görmenin, belki de tüm kadınlar tarafından reddedilmenin neticesinde erkeğin kendine ait özgüven eksikliğini giderme metodu olarak görmesidir. Belki de başka bir şey ama her ne olursa olsun sağlıklı bir insanın başvuracağı bir yol değildir .

Aslında olaya kadın üzerinden bakmamak gerek. Şiddetin cinsiyeti, kadını, erkeği ve çocuğu olmaz. Şiddet şiddettir. “Kadına şiddete hayır” diye slogan attığımızda beynimize şu mesajı vermiş oluyoruz “şiddete bir yere kadar evet ama kadına karşı asla.” Bu düşünce şiddeti meşrulaştırırken diğer taraftanda kadına şiddet uygulamamayı centilmenlikle, kadının zayıflığıyla bağdaştırmış oluyoruz.

Kadın kadın olmaktan önce insandır. İnsan insana şiddet uygulayamaz. Bunun önce eğitim ve yasalarla  sonra da toplum algısıyla sabitlenmesi gerekir.

“Kocamdır döver de sever de” diyenleri, yuvamız yıkılmasın diye gördüğü şiddeti kahrolsada sineye çekenleri var. Bu ülkede dayak yediği için kocasını polise şikayet edip, sonradan şikayetini geri çeken binlerce kadın var. İşte o kadına dayak attıran da, kadına şikayetini geri çektiren de aynı şey. Algı! 

Öncelikle reklamlarda, okul müfredatlarında, ders kitaplarında yer alan kadın ve erkeğe biçilmiş rollerin küçük yaştan çoçuklara  dayatılmasından vazgeçilmelidir. Bir tarafta  çamaşır yıkayan, ütü yapan en zor lekeleri çıkarmak için kirlerle mücadele eden kadın, diğer tarafta işten eve gelip çocuklarına çikolata getiren baba. Bu figürlerin ortadan kalkması gerekiyor. Kadın vücudunun cinsel meta olarak kullanılmasının önüne geçilmesi gerekiyor.

Devletin  şiddete ağır cezalar belirlemesi ve bu hükümleri harfiyen uygulaması gerekir. Kadının erkekle eşit olduğuna, güçlü olduğuna toplumu ikna etmesi gerekir. Pozitif ayrımcılığa son vererek kadının güçsüz olduğu algısını yok etmelidir. Diyorum ama keşke gerçek olsa! 

Bilgi paylaştıkça çoğalır
Önceki konuBen, Fikret Mualla!
Sonraki konuAşk da Özgürlüğün Sembolü Simone De Beauvoir - I
11 Ekim 1982 yılının serin bir son bahar akşamında doğmuşum. Hayalim futbolcu olmaktı.. En büyük tutkum ise Beşiktaş. Çocukluğum, dünya kupası heyecanına eşdeğer mahalle maçlarının Şifo Mehmet'i, Sarı fırtına Metin'i olmakla geçti. Profesyonel futbolcu da oldum ama uzun sürmedi, benim futbolu sevdiğim kadar onun beni sevmediğini fark ettim. Özel bir firma bünyesinde fotoğrafçı olarak çalışmaktayım. Aynı zamanda Boxer dergisinde köşe yazıları yazıyorum.

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın