Bilgi paylaştıkça çoğalır

İki dünya güzeli çocuk. Birbirine sarılmış gülümseyen iki kız kardeş… Siyah beyaz bir resim. Örülmüş saçlar, pileli etekler… Büyük olanın dişleri düşmüş gülümserken ağzında sevimli bir boşluk… Küçük olansa bebek sayılır. Kırmızı tombul yanakları minicik kollarıyla ablasına sarılmış masumca gülüyor. Dünyanın en mutlu iki canlısı.

Şimdi bu fotografin üzerine 40 yıl koyun…

Büyük olan depresif,  ilaçla ayakta duruyor, kardeşine küs. En son annelerinin cenazesinde görüşmüşler 7 yıl evvel. Hiç evlenmemiş, ölesiye aşık olduğu adam onu aldattığından beri  bir daha mutlu olamamış. Diğerinin kocası subay. Tayinlerden bıkmış son olarak Anadolu’nun bir köyüne sıkışıp kalmış. Yoktan bir sebepten kalbini kırdığı annesinden helallik alamadığı için çok pişman.

Gözlerinin içi gülen o iki kiz çocuğundan parçalar koparta koparta iki mutsuz kadın yaratan heykeltıraş… İnsanlığın en kudretli düşmanı: Zaman.

Bir an olsun gözlerinizi kapatın. Düşünün ve hissetmeye çalışın. Bütün dertleri, tasaları, acıları ve mutlulukları bir kenara bırakın. Bilincinizin sesini kısın, duymamazlıktan gelin. Sadece düşünün. Daha dün mandallardan uçak yapıyor, halı kenarlarında oyuncak arabalarınla yarışıyordun.  Sokağa çıkmış arkadaşlıklar kurup ilk kavganı yaşıyordun. Komşu kızına aşık olup onu görmek için penceresinin önünde attığın turları hatırla. Göz göze geldiğinde vücudunu saran ısıyı onunla karşılaşabilmek için yaptığın provaları, çocukça planları… Bisiklette el bırakmanın gururunu, rüzgarın yüzüne vuruşunu, hissettirdiği özgürlüğü anımsa.

Lisede bir kız vardı hani, hiç unutmam diyordun. Esmer mavi gözlü olan… Hani o arkadaşlarıyla gülerken, bahçede voleybol oynarken, sevdiğin ama hiçbir zaman açılamadığın platonik aşkın…  Sahi ne oldu ona? Mahalleden arkadaşların vardı. Çocukluktan beri beraber büyüdüğün hiç ayrılmayız dediğin… Ekmek arası sarelleni paylaştığın, komşunun eriğine daldığın… Nasıl? Evlenmiş çocukları mı olmuş bir de? Deme ya…

Ben hayatta sigara içmem , bir yudum bile alkol geçmez boğazımdan diyordun. Ne yaptın sözünde durabildin mi? Futbolcu olacaktın hani, mahalle maçlarının Sergen’iydin. Çok zengin olacaktın. Futbolcu olabildin mi? Hani 18 yaşına geldiğinde barlara kulüplere girecek, kimseye hesap vermek zorunda kalmayacaktın. Aradığını bulabildin mi oralarda?

Mandaldan uçak, ilk kavga, ilk aşk, para, dostluk, vefa, saygı, riya, öfke…

Bu dünyada her şeyin yalan olduğunu, tek gerçeğin ise zaman olduğunu bilemedin di mi?  Her şeyin zamana yenildiğini göremedin. Kurduğun hayallerle yaşadağın hayat arasındaki farkı şimdi anlayabildin mi? Hani “Zamanla geçer.” derler ya. Geçti gitti, yok oldu birçok şey, daha biz farkına bile varamadan… “Hayat” dediler bunun adına ve yaşamaya mecbur bıraktılar. Gücünü kabullendik mücadeleden vazgeçtik.

Sonunda ne mi oldu?

Çocukluğa dair birkaç anı ile toprağa teslim olduk…

Fotoğraf: İbrahim Mahir Doğan

Bilgi paylaştıkça çoğalır
Önceki konuDört Kelime
Sonraki konuSanatçıları nerede saklasak?
11 Ekim 1982 yılının serin bir son bahar akşamında doğmuşum. Hayalim futbolcu olmaktı.. En büyük tutkum ise Beşiktaş. Çocukluğum, dünya kupası heyecanına eşdeğer mahalle maçlarının Şifo Mehmet'i, Sarı fırtına Metin'i olmakla geçti. Profesyonel futbolcu da oldum ama uzun sürmedi, benim futbolu sevdiğim kadar onun beni sevmediğini fark ettim. Özel bir firma bünyesinde fotoğrafçı olarak çalışmaktayım. Aynı zamanda Boxer dergisinde köşe yazıları yazıyorum.

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın