Bilgi paylaştıkça çoğalır

   “

  Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben.

  Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.

  Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
  Niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına

  Niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
  “Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna”

  Bir çocuk demiş.”

  Yukarıdaki şiiri gibi günün birinde yoluna kuş konmasına izin vermemişti Nilgün Marmara. 13 Ekim 1987 tarihinde, beşinci kattaki evinin yatak odası penceresinden atlayarak intihar etmişti. Yaşamanın kendince sancı dolu günlerinde, sonsuzluğa gitmek üzere yollara düşmüştü. Hayatına son verdiğinde 29 yaşındaydı. Manik-depresifti.

1958 yılında İstanbul’da doğdu Nilgün Marmara. Ortaokul ve liseyi Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesi’nde bitirip, yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. Üniversite yıllarında Sylvia Plath üzerine incelemeler yaptı. İncelemesi tam olarak şuydu: “Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi”

Sylvia Plath’ın yalnızlığa ve hayata bakış açısı, onu o yıllarda derinden etkilemişti. Yazgısının da aynı olduğunu düşünürdü. “Ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım”  derdi zaman zaman. İstanbul Moda’lıydı. Fikri ve Perihan çiftinin iki kızı vardı: Aylin ve Nilgün. Schubert ninnileriyle, büyük kütüphanesi olan bir evde büyümüştü. Kadıköy Maarif Koleji’nin ele avuca sığmaz, özgür ve özgün kızıydı. Solcuydu. 12 Eylül 1980 darbesi olduğunda Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenciydi. Üniversitenin kırmızı salonundaki dil, şiir, edebiyat tartışmaları bitmiş, artık gizli ev toplantıları başlamıştı. Bohem bir hayat yaşıyorlardı. Şiir yazmaya başladı ama yazdıklarını kimseyle paylaşmak istemedi. 1982’de endüstri mühendisi Kağan Önal ile evlendi. Artık şairlerin yeni uğrak yeri Kızıltoprak’taki evleri olmuştu. Ece Ayhan, Cemal Süreya, Edip Cansever, Tomris Uyar, İlhan Berk, Cezmi Ersöz, Küçük İskender gibi edebiyatçılar ev toplantılarında bir araya gelirdi. O yıllardaki baskıcı rejimden kaçıp, ev toplantılarıyla edebiyatlarına şekil vermeye çabalıyorlardı.

Eşinin işi nedeniyle bir dönem Libya’da yaşadı Nilgün Marmara. Baskıcı olan bu ülke de onu bir hayli boğmuştu. Bir süre sonra Türkiye’ye geri döndüler. Fakat psikolojisi gitgide kötüleşti. Psikiyatrlar okuma yazmaya ara vermesini istediler. Bir de ilaçlarını aksatmamasını söylediler. Fakat o söylenenlerin hiçbirine uymadı. Hem içki içti hem de yalnız kaldı.

Günlerden bir gün, eşi Kağan Önal eve geldiğinde, masanın üzerindeki ecza dolabından alınmış ilaçları gördü. Lavaboda da ilaçlar vardı. Yatak odasına girdiğinde hiç kullanmadıkları pencerenin arasına perdenin sıkışmış olduğunu fark etti. Açtı ve aşağıya bakakaldı.

Sylvia Plath’a olan sevgisi, Marmara’yı ölümde de sevdiği şairin yazgısıyla birleştirmişti. 13 Ekim 1987’de henüz 29 yaşındayken “yaşamaya karşı ölüm” demiş ve intihar etmişti. Daha sonraları “Kırmızı Kahverengi Defter” adıyla yayınlanan günlüğünde “Hayatın neresinden dönülse kârdır.” ifadesi yer almaktaydı.

Yıllar geçti, onu geç de olsa tanıyanların zihinlerinde tek bir soru cevapsız kaldı. “Edebiyat onun için bir kaçış yolu, bir çıkış kapısı mıydı; yoksa tamamen kendi içine doğru geri dönüşü imkânsız yolculuğu muydu?”

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın