Bilgi paylaştıkça çoğalır

Hamlet’i en son Londra’da Benedict Cumberbatch’ın performansıyla izlemiş ve o dosyayı orada kapatmıştım. Çünkü bence Hamlet benim yorumuma daha yakın başka bir şekilde sahnelenemezdi.

Moda sahnesinde, sahne açıldığından bu yana sahnelenen oyunu izleme fırsatı bulamamıştım(burada yalan söyleniyor, doğrusu şu ki zevkleri benim zevklerimle paralel olduğuna inandığım arkadaşlarım oyunu sevmediklerini söylemişlerdi.) Dün gece Moda sahnesindeydim, bir arkadaşımın ısrarıyla oyunu izlemeye gittim. Söylemek istediğim tek bir şey var ‘Allahta benim belamı versin’. Son 2 yıldır yaşadığım tüm kötü anları bu oyunu izlememiş, başka insanları dinlemiş olmama bağlıyorum şu an.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum, şimdiye kadar okuduğum/izlediğim, cismime hazmettirdiğim en başarılı çeviriydi. Bunu bir miras olarak bıraktıkları için Emre Adıyaman ve Onur Ünsal’a tüm tiyatro severler adına teşekkür etmem gerekiyor. Şapka çıkarılması gereken bir diğer şey ise oyunun ışık tasarımı. O kadar yormadı, o kadar iyi hissettirdi ki gözlerimi sahneden alamadım, teşekkürler İrfan Varlı.

Kemal Aydoğan yaşamakta olan en başarılı yönetmenlerden biri ve yorumlamaları çok bizden. Onun için söylenebilecek çok fazla bir şey yok sanırım, yok eğer var ise de bu benim haddim olamaz. ‘Sade’ bir seyirci olarak yaptığı işleri hep çok sevdim, o yaptığı sürece de seveceğime inanıyorum.

Oyunun kadınları Esra Kızıldoğan ve Kübra Kip yalın ve akıcıydı. Zaman zaman Ophelia’yı çok net duyamasak da güzelliği ve naifliğiyle bu durumu es geçebiliriz. Unuttuk gitti!

Oyunun erkekleri Murat Tüzün, Timur Acar, Çağlar Yalçınkaya, Inan Ulaş Torun,Mert Şişmanlar, Alper Baytekin için gözlerimden küçük küçük kalpler çıkmaya devam ediyor. Özellikle Polonius’u cisimleştiren Timur Acar’a gerçekten saygılarımı bir gelinin çeyiz sandığını sunduğu gibi sunmak istiyorum. Laertes hiçbir zaman çok sevdiğim bir karakter olmadı ancak bu dünyanın Laertes’ine aşık oldum ve kendisiyle ciddi düşünüyorum.

Ve tabii ki;

Ben hep Onur Ünsal’ın büyük ve paha biçilemez bir hediye olduğunu düşündüm. Valla ne derseniz deyin, şeytan tüyü, aura, bir şey var bu adamda. Her oynadığı oyunda kendisine hayran bırakan, kendisine değil sahnede olduğu kişiye aşık eden bir büyüsü var. Özür dilerim Benedict ama bizim adam seni biraz alaşağı etti. (Burada hep birlikte Benedict için biraz üzülüyormuş gibi yapıyoruz)

Son olarak her tiyatro topluluğun gizli kahramanlarına; Yeşim Çoşkun, Ferhat Asniya, Yağmur Mısıroğlu ve Aygül İleri’nin günler-geceler boyu süren emeklerine, koşuşturmalarına ve işlerine duydukları aşklarına sağlık.

Oyun sezonda devam edecek mi bilmiyorum, artık onu da siz takip edersiniz.

Tıktık; www.modasahnesi.com

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın