Bilgi paylaştıkça çoğalır

“I saw the light, I saw the light
No more darkness, no more night”

Hank Williams’ın buram buram umut kokan dizeleri beynimde yankılanırken bu sitede bir film kritiği yapmamın benden ilk istendiği güne doğru bir geriye dönüş yaşıyorum. İlk hissettiğim şey heyecandı, mutluluktu. Sonrası arayış. Hangi film olmalıydı? Ne üzerine yazmalıydım? Nelerden konuşmalıydım? İnsanları nereden yakalamalıydım?

Bir tarafta parmaklarımın her klavyeye değişinde ortaya çıkan korku kelimeleri, ülkedeki karışıklıkların, bombaların, kurşunların haberleştirilmiş halleri; diğer yanda kulağımda The Clash’ten “London Calling” şarkısı çalarken “EVREKA” diye bağırıp ofisin ortasında çıplak koşturmamak için kendimi zor tuttum. Ve tam anlamıyla “Işığı gördüm.”

Ülke sayılamayacak kadar çok parçaya bölünmüşken fikir olarak, neden bir tarafımız olması gerektiğini sordum kendi kendime. Ve bunu insanlara da anlatmak üzere eleştirisi yazılacak film olarak ismini bir Beach Boys şarkısından alan Good Vibrations’ı seçtim.

Gerçek hikayeden uyarlanmış olan film 2012 yılı Birleşik Krallık yapımı. 70’ler İrlandası’nda IRA örgütünün öncülüğünü ettiği, güvenlik güçlerinin göz yumduğu, Katolik ve Protestanların savaşlarını, kutuplaşmaları, karanlığı ve onu adeta bir bıçak gibi yararak gelen Belfast Punk müziğinin doğuşunu anlatıyor. Filmi izlerken “Keşke insanlar öleceğine Punk ruhunu yaşatsak” demeniz muhtemel.

Filmin tek cümlelik ve spoiler verilmemiş özeti şu olabilir aslında:

“Bir mezhep savaşının merkezi olan şehirde en çok bombanın patladığı caddeye plakçı dükkanı açmış deli bir adam düşünün.”

Bu noktadan sonra anlatılacaklar film ile ilgili spoiler verecektir, devam edip etmeme kararını siz vereceksiniz.

Buraya kadar geldiyseniz, en iyi oturma pozisyonunuzu alın, çünkü yazı bitene kadar hiçbirimiz hiçbir yere gitmiyoruz.

70’ler İrlandası’nın deli plakçısının küçüklüğüne dair acı verici bir deneyimle başlıyoruz. Terri Hooley kutuplaşma ile ilk defa küçük bir çocukken, babasının siyasi görüşünü yanlış bulan adamların çocukları vesilesiyle, kendi evinin bahçesinde karşılaşıyor. Hank Williams’tan “I saw the light” şarkısını dinlerken mahallenin yaramaz çocuklarının, bahçe çitinin üzerinden, babasının komünist olduğunu iddia etmesi ve kendisine bir ok fırlatması üzerine sol gözünü kaybediyor.

Ameliyatta iken belli belirsiz duyduğu cümle şu oluyor: “Daha farklı görecek”

Gerçekten öyle oluyor. Bu anıdan 70’li yıllara gelindiğinde güvenlik güçlerinin ‘kaos’; direnenlerin ‘devrim’ diye nitelediği tüm olaylara Terri bir ‘hiç’ gözüyle bakıyor. Müziğe aşık bu adam, zamanında Londra’nın en büyük gruplarını dinlediği, şimdi ise bomboş olan mekana bombalara rağmen gidip, müziği hayatta tutmaya çalışıyor. Oldukça yalnız göründüğü üzerine gelen sorulara cevabı şu oluyor: Birçok arkadaşım vardı. Marksist, Kapitalist, dindar, İrlandalı, İngiliz..İlk kurşundan, ilk bombadan sonra hepsi Katolik ya da Protestan oldu. Ben ikisine de ait hissetmedim.

Ortalıkta iki büyük kavgacı grup varken Terri oralarda istenmiyor. Çünkü o maskelerin altındaki her insanı tanıyor, aslında kim olduklarını biliyor. Bu yüzden tartaklanıyor, korkutuluyor, gitmesi isteniyor. O ise hayatının en çılgın kararını veriyor.

Büyük Victoria Sokağı’na plakçı dükkanı açıyor. Binayı gezerken kafası koparılmış güvercinlerle karşılaşsa bile o dükkanı açıyor. Tabii öncesinde karşıt grupların ikisine de plaklar vererek anlaşma sağlıyor ve bu şekilde ikna edemeyeceği insanlar olduğu söylendiğinde müziğe inancını şu cümlelerle açıklıyor: Plak koleksiyonumu küçümsüyorsunuz.

Babası, yaptığının kapitalist bir adım olduğunu düşünedursun, Terri kendisi gibi insanları bir araya toplamak için çeşitli silahlar topluyor: Jazz, Blues, Rock’n Roll…

Küçük, inatçı, dik kafalı ve garip görünüşlü bir müşterisi aracılığıyla Punk müzikle ilk tanışmasını yaşıyor. İzbe bir barda, pembe kafalı kıza kimlik kontrolü yapan polise “Dışarıda bir iç savaş olduğunu ihbar ediyorum” dedikten birkaç dakika sonra sahneden “Polis sevmiyoruz” anonsu geliyor ve ait olduğu yeri bulmuşken Terri bir de müziğe aşık oluyor.

Sonrasında bu gruplarla iyice haşır neşir olmuş Terri, gruplarla turneye çıkıyor. Nereye gidiyoruz sorusuna “We are on the road to Damascus” diyor. Yani: Şam yolundayız. Işığı görmek gibi bu da İncil’den bir pasaj. Aslında filmin başından beri Terri’nin gittiği yol Şam yolu. Gözünü kaybettiğinde girdiği yol. Işığı gördüğü yol. Tek farkla: Terri’nin Damascus yolunda gördüğü ışıklar içindeki silüet İsa’ya değil, Hank Williams’a ait. Terri müziğe tapıyor ve müziğin haccına çıktığını ifade ediyor bir nev-i.

Punk müziğin adeta elçiliğini yapıyor uzun süre boyunca. Ve ilk kalıcı etkiyi Pink Floyd’dan John Peel’in, Terri tarafından keşfedilmiş Undertones grubuna ait parçayı BBC radyosunda üst üste iki kere çalmasıyla elde ediyor. John Peel’in cümleleri hafızalara kazınıyor: Daha önce bu kadar güzel bir şey duydunuz mu? Fazlasıyla güzel. Daha önce yapmadığım bir şey yapacağım ve yeniden çalacağım.

Tüm bunlar yaşanırken Terri ışığı görüyor, gökyüzünden yüzüne doğru beyaz bir ışık iniyor. Bir helikopter ışığı. Savaş şartlarında adeta kendi aydınlanmasını yaşıyor.

80’lerin başlarında bir “Good Vibrations” festivaline karar veriyorlar. Ve duvarlardaki bütün ölümcül sloganları festival posterleriyle kapatarak bir kez daha ispat ediyor Terri’nin çocukları: Bu çocuklar Belfast’ın probleminin bir parçası değil, çözümün ta kendisi!

Muhteşem bir festival yapılıyor, Terri sahneye çıktığında artık müzik tanrısının elçiliğini layıkıyla yaptığına emin, bir konuşma yapıyor. Ve tek cümlede her şeyi özetliyor: Punk deyince New York’un saç stilleri var, Londra’nın pantolonları var, Belfast’ın ise bir nedeni var!

İrlanda’da siyasi karışıklık 1998 yılına kadar sürüyor. Good Vibrations’ın kaydettiği hiçbir kayıt listeye giremiyor. Plakçı 1982’de kapanıp 84’te açılıyor, 91’de kapanıp 92’de açılıyor, 2004’te kapanıp 2005’te açılıyor.

Bu bir başarı hikayesi mi, kişilerin algısına göre değişir. Terri’nin babası diyor ki ‘Başarı sadece sonunda kazandığın şey değildir’

Gerçek dünyaya döndüğünüz anda yaşayacağınız hayal kırıklığını azaltacak bir sırrım var: Sokakları karıştıran insanların kim olduklarını birçoğumuz biliyoruz. Yani aslında bizde de birkaç Terri Hooley var. Bu yüzden, müziğim modası geçmiş olabilir ancak Punk ruhu hiç ölmesin. Güzel kalın.

Yazan: Dilan Karaman

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın