Bilgi paylaştıkça çoğalır

Yalnızlığın bir çeşidi yoktur derler. Yine aynı kişiler, kapının çalmadığı her pazar sabahıyla, evinin birazcık daha küçülmesinin de yalnızca sana özgü olmadığını da söylerler. Sonra yatağın odana sığmamaya başlar.

Ama önemli değil, herkese olur derler. Özel bir şey değil yani, herkes aslında yalnızdır. Yani özel biri değilsin.

Sorun şu ki; hepimiz özeliz aslında. Sorun; özel olmanın, aslında hiç de özel olmayan bir şey olması. Ne kadar özelsen o derece bayağısın. Ve ne kadar bayağısan o kadar tek başınasındır. O kadar tek başınasındır ki, intihar ettiğinde cesedini bulacak bir kimsen bile yoktur. Haftalarca oracıkta, kendi kanın ve dışkın ve salyanın içinde; birileri kokudan rahatsız olup ev sahibini arayana kadar yavaş yavaş turşu olursun.

Dünyanın en kimsesiz turşusu.

Yalnızlığın çeşidi vardır yani. Çoktur hem de. Sayı vermek gerekirse de; bu güne dek yaşamış ve yaşamakta olan her insan kadardır.

“- Otuz beş kuruş.”

Fotokopici kız beni pek sevmez. Oysa ben göğüslerini oldum olası beğenmişimdir. Düşününce de, belki de bu yüzden sevmiyordur.

Belki de üniversite yıllarında tanışıp nişanlandığı adama benziyorumdur, mühendis olan. Hani şu nikah gününden sekiz gün önce bir sabah tuvalette bileklerini kesmeye çalışırken beceremeyip, ardından korkunca kendi kanında kayıp kafasını klozete çarpan.

Zavallı hergele üç yıldır komada yatıyor ve muhtemelen her sabah o suratsıza uyanmaktansa bir üç yıl daha işeyecek tuvalet aradığı rüyalar görmeyi yeğliyordur.

Yıllar süren bir çiş rüyasına tercih edildiğini bilerek, her gelişinde göğüslerine bakmadan beş saniye duramayan adamların sıkıcı kağıtlarını çoğalttığı bir işte çalışmak kolay değildir elbet. Bir yerden sonra o da bir tercih yapmak zorunda kalacağını biliyor. Ve böyle zamanlarda yalnızca tek bir seçim hakkı vardır, o da buzdolabında sakladığı uyku haplarının tamamını yutup yastığa başına koymadan önce, hangi içkiyi yudumlayacağıdır.

Belki de bu yüzden suratsızdır.

Tabii öte yandan belki hiç alakası bile yoktur. Belki üzerinde kendi gülümseyen yüzümün bulunduğu beş tane kayıp ilanı bastırmış olduğumdan bana öyle tuhaf bakmıştı.

İkisinden biri.

Bir diğer sorun da şuydu galiba; insanların bizi genel olarak sevecekleri varsayımıyla yaşıyoruz. Sevilmemek için hiçbir neden bulamazken, sevilmek için daima yenilerini yaratmaya çalışıyoruz. Oysa işin gerçeği, bir insanın seni sevmemesi için; yaşamış ve yaşamakta olan her bir insan kadar birbirine farklı gerekçesi olabilir.

Tanışmamış olduğun her yeni insan, muhtemelen seni itici bulacak bir diğer kişidir sadece.

Elimde kendimin kayıp olduğuma dair, üzerinde ev adresimin bulunduğu ilanları yaşadığım sokağın dört farklı yerine yapıştırırken bunları düşünüyordum. Evime girdiğimde elimde kalan son kağıt sıcaklığını hala yitirmemişti bile.

Yalnızlığın sen kapıyı açmasan da camdan girme gibi nahoş bir huyu vardır. Ölümse biraz daha farklıdır.

Kapını tekmeleyerek açar, dolabında ne kadar light bira varsa hepsini içer. Telefonundan uluslararası bir numarayla iki saat on sekiz dakika konuşur, seni kendine aşık eder. Bir daha da arayıp sormaz. Öncelikle şunu anlamalısın, kokmuş bedenini bile kimsenin bulamayacağı kadar kimsesiz olduğunda bazen ipleri kendi eline alırsın.

Sonra da o ipleri güzelce yağlayıp, sağlam bir düğüm yaparsın.

Elimde tuttuğum kayıp ilanımdan -üçü porselen- yirmi sekiz dişiyle bana gülümseyen fotoğrafıma baktım ve taburenin üzerine çıktım.

Yalnızlığının, cesedine bakıp ağlayacak kimsen olmadığı bir boyuta ulaştığında yapabileceğin tek şeyi yaparsın. Seni aramalarını sağlarsın.

Fani hayatının son saniyelerinde, hele ki kendi kararınla sonlandırdığın bir hayatsa bu, pişman olup vazgeçmene sebep olabilecek çok az şey vardır.

Annene onu sevdiğini son defa söylememiş olmak gibi. Bakarsın belki güzel bir şeyler olur diyip fotokopicide çalışan o kızı akşam yemeğine davet etmemek gibi.

Veya; kendin için bastığın son kayıp ilanı gittikçe cansızlaşan parmaklarından yere doğru süzülürken, kağıttaki adresi yanlış yazmış olduğunu son anda fark etmek gibi.

1 yorum var

  1. Özel olmak. Sistemin bizlere yaratılışımızdan beridir "özelsin sen!" diye aşıladığı salak duygu.
    Özel olmak. Birileri tarafından sevilip sayıldığında kendini "özelsin sen!" diye kandırarak uçuruma sürüklemek.
    Özel olmak. Sınıftaki en yüksek notu alıp, sektördeki en iyi maaşı kazanınca sorduğun ilk soru: "özel miyim ben?"
    ….
    Tabii senin benim gibi insanlar da var. "Sözel" olan. Özelliği sözelliğinde gizli olan.

Bir yorumda siz bırakın