Bilgi paylaştıkça çoğalır

Onların minicik elleri, küçücük yürekleri, çocuksu hayalleri var ve bir de suçları “yaşamak”. Evet, onların tek suçu bu. Daha minicik elleri büyüyüp hayata tutunmaya calışamadan, öldürülüyorlar. Hiçbir zaman sevemeyecek, hiçbir zaman aşık olamayacaklar. Gökyüzüne bakıp, belki de doya doya seyredemeyecekler yıldızları. Bir korku çağına girdik, çocukluğun rüyadan kabusa dönüştüğü karanlık bir çağa… Küçüklüğümüzde sabah çıkar, akşam ezanıyla dönerdik eve. Her gün bir başka mahalleyi, parkı keşfetmenin tadına varmak için, bilmediğimiz sokaklara yollara girerdik yaşıtlarımızla. Elimiz yüzümüz kir, pas, yara bere içinde dağılırdık evlerimize. Biz böyle büyüyor ve böyle öğreniyorduk her şeyi. Bizim de tanımadığımız abilerimiz, ablalarımız vardı.

8712-latifbasaran-kenar-mahalle-cocuklari-5142-950px

Korkmazdık hiç. Aklımız yetmezdi belki birçok şeye ama insandan korkmazdık. Köpekten korkardık, biraz da karanlıktan ama insandan asla! Bir insan düşünün ki küçücük bir bedenin tahrik ettiği aşağılık fantezilerine gem vuramayıp günahsız çocuğa tecavüz eden, sonrasında utancını gizlemek için tertemiz yavrucağa kıyan… Bir insan düşünün ki sevdiği kızın intikamını, hayatı çizgi filmler kadar masum olan bir meleğe işkence edip öldürerek alan… Aramızda dolaşıyorlar, çoğu zaman sessiz ve kurallar dahilinde uyumlu görünüyorlar. Ne zaman ve nerede doğduklarını, nasıl oluştuklarını bilmiyorum ancak bildiğim şey tüm insanlığın geleceğini bu veba bir gün yok edecek.

Bu bir kehanet, öngörü ya da tahmin değil, kalplerimizin ne denli karardığının ve neler yapabileceğimizin nelere dönüşebileceğimizin doğrudan ifadesi. Bir sınav ibret amaçlı bir örnek, Allah’ın kestiği sert bir ceza ya da şeytanın vesvesesi de değil. Hayvanlık da değil, vahşet de değil, kötülük de değil, küfürlük ya da nefretle dile gelmiş lanetli kelimelerle karşılanabilecek bir durum değil. İyimserliğin yumuşatabileceği bir şey de değil, doğal bir hata, mutasyon da değil. Bu çirkinliğe verilebilecek bir isim, sebep, neden yok. Yapabildiğimiz sadece Allah’a sığınmak çünkü vicdanımız, 6 yaşında en büyük vahşet ve acılarla yüzleşen o masum çocuğun varlığının böyle bir canavar tarafından sona ermemesini, erdirildiyse de karşılığının hem çocuğa bir ödül hem caniye bir ceza olarak ödenmesini arzuluyor. Çocuk cennette! Öyle mi? Çocuk için cennetti zaten yaşadığı yer, evi, ailesi, çevresi… Cenneti yakıp kendi cehennemine çeviren ne diyor?

Aşıktım, vermediler, intikam aldım! Masum bir çocuğu yakarak her türlü işkenceyi uygulayarak mı, sen mi aşıktın? Hadi oradan! Şeytanın bile belli bir düzeyi vardır çocuklarla uğraşmaz. Sana bu eylemleri yaptıran nasıl bir kötülüktür?

İnsanımız evlerinde yaşanan ensest ilişkilere şiddete kayıtsız kalmaz, susmaz, korkmaz, devlet ise bu canilere ibretlik cezalar verirse bu çocuklar hayatta kalır. Mutlu olmanın, mutlu kalmanın giderek zorlaştığı bu dünyada çocuk olmanın kıymeti artık daha büyük. Bu hakkı ellerinden almayalım. Bırakın canlarını almayı kendi ömrümüzden ömür katalım. Dokunmayalım onlara çocukluklarıyla başbaşa bırakalım…

Bilgi paylaştıkça çoğalır
Önceki konuThe Osmanbey Metro
Sonraki konuYarın Yapayalnız - Tomorrow All Alone (Karma Sergi)
11 Ekim 1982 yılının serin bir son bahar akşamında doğmuşum. Hayalim futbolcu olmaktı.. En büyük tutkum ise Beşiktaş. Çocukluğum, dünya kupası heyecanına eşdeğer mahalle maçlarının Şifo Mehmet'i, Sarı fırtına Metin'i olmakla geçti. Profesyonel futbolcu da oldum ama uzun sürmedi, benim futbolu sevdiğim kadar onun beni sevmediğini fark ettim. Özel bir firma bünyesinde fotoğrafçı olarak çalışmaktayım. Aynı zamanda Boxer dergisinde köşe yazıları yazıyorum.

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın