Bilgi paylaştıkça çoğalır

   Lisedeyken her okul çıkışında çay içip muhabbet etmek için gittiğimiz çınar altı bir mahalle kahvesi vardı. Eski günlerin hatrına kalkıp gidiyoruz bizim Ali’yle. Oturuyoruz, iki çay söylüyoruz. “Benimki demli olmasın Hasan abi. Demli çay bildiklerimi unutturuyor bana” diyorum. (Harbiden de böyle bir hal oluyordu bende. Manyak mıyım ulan ben?) Bunları söylerken aynı Hasan abinin, aynı hüzünlü bakışlarına tekrar tanık oluyorum. Sonrasında Ali giriyor araya. “Hiç değişmemişsin be oğlum. Ne acayip adamsın sen. Demli çay benim bildiğim adama böyle bir çarpıntılık yapar” diyor. Bunları söylerken iki eli göğsünün üzerinde garip şekiller çizip duruyor. “Ne yapayım be oğlum. Bu tip lafları etmeyi kendime zorunlu kılıyorum. Çünkü en basitinden bir çay söylerken bile farklı hisler oluşturmak istiyorum etrafımda. Sıradan olmak istemiyorum. Bir Bay C olmak istiyorum” diyorum bizim Ali’ye. “Bay C de ne, o kim ulan” diyor bizimki apar topar. “Bilmen lazım be oğlum. Lise son sınıf edebiyatından bilirsin.  Yusuf Atılgan – Aylak Adam diye ikisini bir ayrılmaz ikili gibi bize ezberleten hocalardan bilirsin. Karakter Bay C diye geçiyordu kitapta” Ali ise çok önemli bir haberi henüz yeni öğrenmiş bir tedirginlikle yüzüme bakıyor. Çayımdan bir yudum alıp Ali’ye büyük bir iştahla Aylak Adam’ı anlatmaya girişiyorum ufak ufak.

   “Bak şimdi abicim. Şimdi öyle bir adam düşün ki, her şeye karşı duran, karşı çıkan, karşı olan bir adam. Yusuf Atılgan bu adama kısaca C diyor. Bay C. Nam-ı diğer Aylak Adam. Sıradanlığa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç katlanamıyor bizim C. Bunu bir şekilde aklının bir köşesinden ağız dolusu küfürlerle dışarı çıkarıyor. Sıradanlıktan şikayetçi, evet. Hangimiz şikayetçi değiliz ki be kardeşim. İşte bu noktada sen de bir sıradansın Bay C. Bu yüzden farklı olanı, farklı zamanları ve farklı meclisleri arıyor. İnsanları kendine yalancı buluyor. Hangimiz yalan söylemiyoruz ki be Ali? Bu yüzden doğruyu arıyor. Bunları düşünürken de kendini bir ikileme sürüklüyor ister istemez. O yalancı bulduklarını kendine biraz da sevimli buluyor. Ve diyor ki bu adam. “İnsanları yalan söylerken dinlemeyi severim. Olmak istedikleri fakat olamadıkları kişiyi anlatırlar” diyor. (İçimden düşünmeye başlıyorum ben de. Ulan harbiden de biz bu adamlarla oturup muhabbetlerinde bulunuyoruz. Evet, ulaşamadıkları yerlerin dedikodularını yaparken yüzleri gülüyor, bunu fark ediyorum. Doğru diyorsun C diyorum, geçiyorum.)

   “Kılığı düzgün bir adamın sokakta simit yemesi yasaktır” diye düşünüyor günün birinde bu aylak adam. O sıra nasıl bir ruh hali düşünmüş Yusuf Atılgan bilemiyorum ama harbiden de bu adam senden, benden biri değil. İnsanları çok fazla ciddiye almanın gereksizliğini, başkalarının saçma hallerine için için gülünmesi gerektiğini söyleyen garip de bir adam. (Bunları söylerken de biraz bencil bir kişiliği olduğunu seziyorum geç de olsa. Evet, baya bencil ulan!)

   Sonrasında anlattıklarımın bittiğini düşünen Ali küçük bir el hareketiyle söze giriyor. “Yok artık be kardeşim, daha neler. Böyle bir adam neden aylaklığı kendisine bir ön ad yapsın ki. Ben bunu anlayamadım. Tamam, her şeye, herkese karşısın. Sıradanlıktan şikâyet ediyorsun, eyvallah. Her insanın göremediği bazı gerçeklerin de farkındasın. Neden Aylak ama?” diyor bizim Ali. Bunları söylerken o da fark etmiyor bazı şeyleri. Mesela sıradanlığını. Ben de şaşkınlık içinde neden C’nin sıradışı düşüncelerine bir yorumda bulunmuyor da ismine takılıyor diyerek bir şaşkınlığa kapılıyorum. Gerçekleri öğrenmek ister gibi yüzüme bakan bu adama soğuk bir tebessüm edip çayımın geriye kalan tek yudumluk canını da alıyorum. Gerisi de zaten anlamsız bir sessizlik.

İlk yorumlayan siz olmak ister misiniz?

Bir yorumda siz bırakın